14 Nisan 2016 Perşembe

BAŞLANGIÇ

   Dişçi koltuğundan bile tırsan ben, nasıl oldu da bir ortodontiste gidebildim, inanın ben bile bilmiyorum. Sözde fikir almak için gidecektim. Alt çeneye diş teli takma konusunda ikna edildim ve paşa paşa eve geldim. Aslında tam olarak şöyle oldu:
   Güneşli bir İstanbul sabahına mutlu uyanmıştım. Öğleden sonraki ortodont randevumu kafama takmadan kahvaltımı edip, üçlü koltuğa sere serpe uzanmayı planlamıştım. Aynen öyle de yaptım. Öğlene doğru annem, sol omzumun üzerindeki o sahipli yerini alıp; “Haydi, kalk, hazırlan!” demeye başladı. Bir dediğini iki ettirmemek adına, ayaklarım içime kaçmış bir vaziyette ayaklanıp, hazırlandım ve sorunsuz evden ayrıldım. Ortodontiste geldiğimizde kalbim boğazımda atıyor, ellerim terlemekten vücudumdaki tüm suyu bir tulumba edasıyla çekiyordu. Hayatımın bir film gibi gözümün önünden aktığına ilk defa orada şahit oldum ben.
   Diş ağrısından gözlerimi yuvalarından çıkartırken bile dişçi koltuğuna oturmayan ben, ağır ama emin adımlarla o koltuğa kendimi bıraktım. Kontrol ve bilgi almak için bile olsa metabolizmam çılgınlar gibi çalışıyordu. Normal şartlarda neden bu kadar hızlı çalışmadığını metabolizmam ile ayrıca görüşmeyelim diye kafama not etmeyi de ihmal etmedim tabii.
   Ortodontist kızımız -artık kendisinden ortodontistim diye bahsedebilirim- inceledi, sağa baktı sola baktı, ‘Tel takılırsa iyi olur’ cümlesi ağzından dökülüverdi. O koltuğa tutkal dökselerdi, o kadar yapışabilirdim…
   Kısa keseyim… Film çekildi, çürükler var dendi. Onlar hallolsun işe koyulalımın sözleri verildi. Ücrette anlaşıldı ve mekan ayın 18’ine kadar terk edildi.
   18’i ve sonraki süreci unutmamak adına burada bir daha yaşayacağıma and içerim..
diş teli takılması

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder