19 Nisan 2016 Salı

TELLİ TURNA


  Ayın 18'inde - dün - saat dörtte takılacak diş tellerim, annemin ısrarıyla 13.30 sularında dişlerimdeki yerlerini aldılar. Önceleri bir gerilme hissi vardı. Fakat sonra yavaş yavaş kayboldu. Doktor gerekli olursa ağrı kesici iç demişti fakat, ben ona bile gerek görmedim. Çok güçlü kadınım vesselam. 

  Şaka bir yana, ilk başta gerçekten anlatılanlardan, duyduklarımdan korkarak oturdum koltuğa. Takılırken herhangi bir problem yaşanmadı fakat ağzıma soktuğu kaşıklar, dudaklarımı öyle bir gerdi ki; kopartıyorlar sandım. 

   Eve varmadan sızılarım da ağzımdakini yerini almıştı. Eve vardığımda açlıktan guruldayan bir mide, her şeyi yemek isteyen bünye ve ben başbaşa kaldık. Dediğim gibi yemek yerken çok mutlu olan bir insanım ben. Fakat dün ve bugün açlıktan sırtıma geçmiş bir mide ile yemek yemeyi reddeden bir ben oldum çıktım. Her şeyi yemek istiyorum ama aynı zamanda yiyemiyorum. Ve hatta canım hiçbir şey istemiyor. Sanırım kilo kontrolü konusunda çok emeği geçecek bu tellerin. Tek tesellimde bu ya. 

   Gelelim ağzımı inşaat alanına çeviren işleme... Önce dediğim gibi tıbbi tanımı kaşık olan aletle ağzımı iyice açtı ortodontist kızım. Ardından dişlerin üzerlerini fırça aletle temizleyip, bir kere yapışkan sürdü. Yapıştırıcıyı ilk sürdükten sonra bir güzel temizledi. Ardından masada braketleri -telleri tutacak olan tabla - yapışkana bulayıp dişlerimin üzerindeki yerlerine bıraktı. Birkaç dakika kurumasını ve braketlerin iyice yapışmasını bekledik. Sıra geldi tel takma işlemine.. Şu an en imce tel var ağzımda. Teli içlerinden gecçirip, kerpetenvari bir aletle gere gere yerine oturttu. Ve kaşıklar ağzımdan çıktı. Ağzımdan çıktı ama ağzım yerine bir türlü gelemedi. Belki mutlu olamadık ama bizim de ağzımız kulaklarımıza vurdu ;) 

   İlk başta ağzımda özerkliğini ilan etmiş bu braketler alt dudağımın kapanmasına engel oldu. Kapattığımı sanıyorum fakat kapanmıyor. Konuşurken s ve ş harfleri, f ile h harfleri yer değiştirdi. Tükürükler saçan biri haline geldim. Akşama bu halden eser kalmadı tabii ki, ama normale dönene kadar vücudumun su ihtiyacını sağa sola saçtım. 

   Sızılarım gittikçe arttı bazen, işte o an "Ben pişman oldum, çıkartın ağzımdan bunları!!" diye bağırdım. Ama içime bağırdım. Güçlü kadınım ben. Kimseye bir şey çaktırmıyorum ama açlık, acı ve ağız içinde bağımsızmışçasına takılan braketler beni benden aldı. 

    Gece uyudum, uyurken korktum. Forumlardan birinde, 'Yüzüstü yatıyorsanız, o braketler dudak içlerinize batacak.' diye yazmışlar. Evet! Sabah uyandım ve dudaklarıma yapışan bir şeyler vardı. Profesyonelce dudaklarımı kurtardım ama acısı yanıma kar kaldı. Yiyebildiğim tek şey çorba oldu. O yırtılan dudak içlerime çorbanın yakarak geçmesi, gözlerimi yaşartmaya yetti de arttı bile. Aç kalmaktan iyidir dedim, çorbayı içime ağlaya ağlaya yuttum. 

  Bir konu daha var ki, ben eskiden zevkle yapardım. Şimdi işin içine zorunluluk girince can sıkıcı olabiliyor. Diş fırçalamak! Her yediğinden sonra fırçalamak zorunda kalmak çok zor. Daha tadına varmamışsın zaten yediğin şeyin, hemen fırçalamak zorunda kalıyorsun. 

   Daha kötü bir konu da her şeyi yiyemiyorsun. Canın çekiyor, için gidiyor. Ama yiyemiyorsun. Yapışkan şeyler yok. Sakız, lokum... Çekirdekli, sert şeyler de yok! Kuruyemiş, zeytinin çekirdeğini çıkartmak vs... Meyveleri ve hatta hamburger, et, mangal bile küçük parçalara bölüp yemek zorundasın... Yemek yemeye aşık bir insan için, ne kadar zor olduğunu bilemezsiniz... 

   Şu an hala açım ama buzdolabının kapağını açıp bakmak bile doymama yetiyor. Canım hiçbir şey istemiyor. Umarım bir an önce normale dönerim ve her şeyi kendimden geçerek yerim... 

 Dişlerinize sahip çıkın... Onlar yokken hayat çok berbat :/ 


    

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder